Tazé’yi kurarken bir marka yaratmaya çalışmıyordum aslında.Bir şeyleri kendi elimle üretmek, gerçekten dokunarak bir fikirden objeye gitmek istedim.
Benim için mesele kusursuzluk değil.Hafif eğri duran bir form, minik bir sır izi, elde yapıldığını belli eden bir yüzey… Bunlar hatadan çok karakter.
Her parça tek tek yapılıyor.Bekliyorum, kuruyor, fırına giriyor, bazen çatlıyor. Bazen istediğimden farklı çıkıyor ama tam da o haliyle doğru oluyor. Çünkü Tazé’de seri üretim hissi yok. Aynı gibi görünen iki parça bile aslında aynı değil.
Gündelik olanı küçümsemiyorum.Bir zeytin, bir biber, kapalı gözlü bir yüz… Hepsi başka bir yere taşınabilir. Yeter ki başka bir gözle bakmayı seçelim.
Bu koleksiyon biraz içimde biriken bir fikrin dışarı çıkmış hali.
“Çöp” denilen ya da önemsiz görülen şeyleri alıp yeniden yazmak istedim.Sıradan olanı takıya dönüştürmek.
Sacred Trash, ironik ama soğuk değil.Oyunlu ama çocukça değil.Cesur ama bağırmıyor.
Bu koleksiyondaki parçalar kombin tamamlamak için değil.Bazen hafif bozmak için.Bazen küçük bir soru işareti yaratmak için.
Ben herkes beğensin diye üretmiyorum.Beğenen zaten anlıyor.
Tazé benim için hızlı tüketilen bir şey değil.Bir süreç. Bir deneme alanı. Bir ifade biçimi.
Buradaki her şey gerçekten elle yapıldı.Gerçekten düşünüldü.Ve gerçekten bir yerden geldi.
Hoş geldin.